Sunday, May 31, 2015

Vatandaslik gorevi icin yollara dokulmustuk.

30 Mayis 2015 Cumartesi gunu dort aile ve bir de ben Stoke on Trent, Stone ve Stafford'dan tren alarak, Londra'ya dogru yola ciktik. Ilk yola cikan Sema'lar trenin C vagonuna binmislerdi biz de o vagona kendiminizi hedefledik. Chapkin bizimle mi diye merak ediyorsunuz degil mi? Chapkin'i Onder'le basbasa biraktik, arkadas can'dir. Onder hatta beni tren istasyonuna kadar da getirdi, ben ilk kez Stafford istasyonuna gittigim icin kac platform var vs gibi sacma sapan konularla Onder'i cileden cikartan sorularla son anda istasyona yetistim.
Yolculuk cok keyifli geciyordu, uzun zamandir da birbirimizi gormedigimiz icin laf lafi aciyordu. Cocuklar herzamanki gibi kendi aralarinda zaman zaman da bizimle kaynasarak gunun daha da guzel gecmesini yardimci oluyorlardi. Kaan'in semsiyesini her salladiginda aman diyerek siperlere saklanma yarisimiz da isin eglenceli taraflarindan birisiydi. 

                        

Elbette geleneklerimizi de yerine getirerek yeme icme faslini da yapiverdik bir cirpida aman oyle cok seyler yemedik elbette hafif atistirmaliklar. Atrik yavas yava yaklastigimiz icin klasik sira ile tuvalete girmeler basladi arkamdan Sema onceki tecrubesini bana aktararak aman duvarda kilit icin dugme var kapini kilitlemeyi unutma diye seslendi. Aman kardesim tuvalette yayla gibi masallah duvarda uc ayri dugme var alt tarafi bir su dokeceksin once tuvaletin tum inceliklerini cozmen gerek, mazallah bir cok daraldigin bir durum olsa koy verivereceksin oracikta. 
Tuvaleti cok begenmis olacagim ki; Kaan'in bezini degistirmek icin bir kez gidip bu sefer akilli bidigima ben ogretmeye basladim meshur tuvaletimizin dugmelerini. Simdi bir tuhaf geldi bana bu dugme kelimesi neden oyle denmis acaba? Ben mi uydurdum yoksa. Euston tren istasyonuna geldigimizde saat 11:00 civarinda olmustu bile, istasyon cok renkli ve cok kalabalikti, kalabalikla bir oraya bir buraya suruklenip duruyorduk. Birden cok trene binme ihtiyacimiz oldugu icin gunluk bir bilet almaya karar verdik ve herbirimiz tum zonlari kapsayan (zaten bir tane gunluk bilet olan) biletlerimize 12,80 pound vererek aldik. Icimizde bazi arkadaslar vardi ki kuyrugu nedense hic ilerlemiyordu, size de oluyor degil mi? 
Biletleri aldiktan sonra Ceyhun otelimize nasil gidecegimizi arastirdi ve anlatilan uzun uzun yollardan tahmin ettigimize gore epey uzun bir metro ve tren yolculugu yapacagimizi anlamis olduk, ama biz azimliydik mutlaka bugun bu oylar kullanilacakti. 

                       

Otelimiz Holiday Inn Express - Wandsworth Londra, Londra'nin Guney-Bati'sinda kaliyor ve sehir merkezinden bir hayli uzakta tabii tahmin edersiniz ki tekrar metro yolculugu yapmamiz gerekiyor. Otele vardigimizda saat 14:00den once oldugu icin check in de bazi zorunlar yasasik ve neredeyse burada bir saat kaybettik. Otelden ciktigimizda hala kararliydik oy kullanmaya gitmeye ama aclik durumlarini gozonunde bulundurarark hemen otelin altindaki markete daliverdik. Ben trende koca bir sandavic yedigim icin patates cipsi ile aclik yatistirma karari aldim. Nilsu bana ayyy hic sevmem diyiverdi benim en sevdigim salt & vinegar (tuz & sirke) cipsini. Ben de normal olarak hic denedin mi dedim ve denemeye karar verdi, aman tanrim zor kurtardim cipsimi Nilsu'dan. Bu cocuklar da cok tatli oluyor canim. Sandavicleri alanlar etrafimiza birikmeye baslamisti ama bir turlu Yavuz gelmiyordu, en sonunda o da sicak yemeklerle geliverdi aramiza. 
Bu arada Kaan'im cok yoruldugu icin Lale ve Yener'i ve tabii gulumu otelde birakarak tekrar kaderimiz olan trenimize dogru yola koyulduk.
Tren istasyonunda beklerken sari cizginin tren raylari tarafinda duran ben Ece Naz'in heyecanli bir sekilde gelip beni uyarmasi ile ne yapacagimi sasirdim, 2 gun boyunca ozellikle Ece Naz ve zaman zaman da Nilsu beni guvenlik konusunda uyarmaya devam etti, bu arada ben de hicbir kurala uymuyormusum bunu anladim. 
Neyse gene birkac metro tren degistirdikten sonra, nihayet oy verecegimiz yere vardik, Olympia Sergi ve Konferans Merkezi Londra. Daha once giden arkadaslarin facebook'taki paylasimlarinin aksine disarida hic kuyruk yoktu biriki hatira fotografi cektirdikten sonra iceri girmek uzere metro istasyonundan salona dogru yuruduk, takdir edersiniz ki yol bayunca bir suru Turk arkadaslarla da konusma firsatimiz oldu, otobuslerle gelenler de olmustu. 

                           
 
Sandiklar cok genis bir alana yayilmisti, burada T.C Londra Baskonsoloslugu'muzun gercekten cok iyi hazirlanmis oldugunu dusunduk hepimiz. Tum konsolosluk calisanlarina ve Baskonsolos'umuz Emirhan Yorulmaz'lara da tesekkur etmek isterim bize bu rahat, huzurlu oy verme imkanlarini sagladigi icin. Hepimiz degisik siralara dagildik, oylarimizi kullanmaya basladik, ben o kadar heyecanlanmisim ki muhuru arkamda birakip gelmisim :). Sandik gorevlileri ile de sohbet ettikten sonra gene ne derdine dustuk dersiniz, e tabi bogaz :)          

                            

Metrolarda yorulan bizler e ne de olsa aliskin degiliz biz bu kadar yogun sehir hayatina, hemen 2 ayri Londra'nin simgesi olan siyah taksilere binerek, kahve dunyasina dogru yola ciktik. Yol boyunca klasik birbirini gecen taksilerimiz birbirimize el sallamalar Eca Naz'in ben Nilsu'nun yanina gitmek istiyorum cirpinislari ve bitmeyen neselerimizle yola devam ettik.

                            

Kahve dunyasi Londra'nin tam da merkezinde ve cok fazla cafe'nin arasinda kalmis degisik lezzetleri biraraya getirmis o Ingiliz cafe'lerinden daha farkli ve tiklim tikis. Yeri dedik tam merkezde gercekten de oyle Piccadilly Circus metro istasyonu ile varabileceginiz bir yerde cadde uzerindeki 200 numarali binada.

                            

Cafe dedigim gibi digerlerinden daha farkli oncelikle icerideki Turk calisanlarin tatli bir sicakligi geliyor size, cunku daha bir candan daha bir bizden iletisimler ki bazen cok cok onemli bizim icin. Iceriye girdigimizde vitrin bizi vurdu vurdu ama vitrin icersinde oradan oraya seke seke dolasan sevgili karasinek kucuk ama mide bulandirir sozunu de hatirlatarak, birazcik da olsa midemizi bulandirdi ve ben etkisinde kalarak kahve uzerine kahve siparisi verdim. Bu arada Nilhan gidip olaya her ne kadar mudahil olsa da piskin elemanlardan birisi hic aldirmadi sinegin oralarda dolasmasina. Umariz Kahve Dunyasi ileride musterilerini birazcik da olsa dinler.

                             

Fotograftan da anlayacaginiz uzere vitrinde degisik ulkelerden tadlar mevcut.
Kahve Dunyasi oturma alani olarak da bence yeterli. Bizim icin buradaki ikinci kotu deneyim, bir kucucuk tuvaletinin olmasi ve onunda kuyruklarin olmasiydi.

                             

Bakar misiniz dondurma kaplarinin sirinligine 😍, bu kaplar sizin alip gidebiliyorsunuz.

Gene yollara dokulduk, nereye mi gidiyoruz Turk Restaurant'ina. Aramizdan ya biraz yuruyelim diyen arkadaslarimiz da oldu elbette sirf onlari mutlu etmek icin metro istasyonuna dogru yurumeye basladik. Bu arada artik Lale'ler de bize katilacak hale geldiler. 
Hernekadar Yavuz surekli Burger King'de yemek istese de sagolsun Sema'nin araya girmeleri Ceyhun ve de Ibrahim'in destekleri ile 26-27 Grand Parade, Green Lanes Haringey'deki Gokyuzu restaurantina dogru yola ciktik iki metro ve bir de trene binerek, Haringey'e vardik. Ben yillar once bir kez gitmistim oraya ama hic aklimda kalmamis. Heryerde Turk Restaurant'lari ve Marketleri var tam bir Turk Mahallesi. Ben aslinda seviyorum yurt disindaki Turk Mahallelerini. Yol boyunca agzimizin sukari aka aka hedefimiz olan Gokyuzu Restaurant'a geldik. Kalabalik olmamiz nedeniyle bizi iceri alamayacaklarini soylediler. Restaurant'in girisinde uzun kuyruklar sozkonusu maalesef ve rezervasyon da almiyorlardi onceden. Allah'tan ben once aramistim ve telefondaki arkadas bana sizi disarida birakmayiz demisti. Elbette ben bu sozun uzerine giderek yarim saat sonrasina masa sozunu aldim. Restaurantin vitrinini cekecek halim kalmamis oldugunu su anda fotograflarima bakarken ancak anlamis oldum. Neyse iste size iyi bir neden gidip kendiniz tecrube etmek icin. Ben bu kadar zamani ayakta geciremeyecegim icin yan taraftaki Hala Restaurant'a gittim ve disarida bir cay icebilir miyim diye sordum. Beni buyur ettiler, cayimi ikram ettiler. Cok sagolsunlar sicacik misafirperverlik icin. Aklimda insallah bir sonraki gidisimde Hala'da yemek yiyecegim cunku onlarda da cok guzel yemekler vardi.... Bakalim ben nasil kilo vercegim.
Maalesef Gokyuzu Restaurant'ta biz bayanlar cocuklarla birlikte bir masada oturduk, beyler de ayri masada. Once ortaya soyle bir Lahmacun soyledik. Nilhan'cigim en sevdigi Mercimek Corbasina sadik kaldi. Lahmacun cok lezzetliydi ama benim icin kimyon biraz isi bozmus gibiydi, sanirim o tad kimyondu :), ama gene de lezzetlidi. Cocuklar icin de rahat bir yemek oldu ya hepsi cok acikmisti ya da gercekten yavrular Turk yemeklerini ozellikle de doneri seviyorlardi. Ha bu arada Nilsu'nun elindeki pideden minik minik koparip, annesinin corbasina banip banip yemesi de cok hosuma giden anlardan biri olmustur.

                                 

Lahmacunlari yedikten sonra soyle bir bakayim beyler neler yapiyor diye, keyifleri pek yerinde yanlarinda cekik bayanlar ve elbette bu gariplerin yardima ihtiyaci var kim yardim edecek elbette bizimkiler. Ben oradan hemen kaciyorum cunku Yavuz burada cok yiyecegiz diye habire sikayet ediyordu, kacmak sart.

Biz Sema ile birlikte bir yemek sectik ki evlere senlik. Iki-uc kisi icin deniyor menude ama bence bu dort kisilik falan. Bence bu tabaga bu kadar cok tavuk koymak yerine kuzu sis ve pirzolayi daha fazla koysalarmis daha iyi olurmus. Tavuk doner'in pek lezzetini alamadik. Ama gercekten kuzu sis ve pirzolalari muhtesemdi. Esra ve Lale  sanirim en dogru tercihi veren kisi oldu masamizda sadece kuzu sis alarak, elbette yanlis hatirlamiyorsam hani kimsenin lokmalarini saymiyorum ama :)
Cok yedik cok.

                                

Artik karnimiz doydu cocuklarin yavas yavas uykusu geldi, doyduk ama hala aklim tatlilarda ben fistikli baklavalardan Lale de sutlac'tan yana kullandi istegini ve tatlilarimiz da geldi sonunda. Uzun zamandir yedigim en guzel baklava idi. Hepsini yerim ama yememek icin etrafimdakileri kandirmaya calisiyorum bana yardim etsinler diye neyse yardim geldi :). Hesaplari odeyerek otelimize dogru yola ciktik. Yolda bir Turk markete vardik Esra vazgecilmezi biberlerden aldi, ama hepimizin ortak saldirdigi birsey vardi ki o da soda :).

                                
Otele varir varmaz yatip uyumusuzdur herhalde, cocuklar kucak ister anne babalar yorgun, garibim Ibrahim'in beli agrir vs vs ama ne mi en onemlisi hepimiz cok mutluyduk ayrilirken birbirimizden otele geldigimizde.
Otel uzak muzak ama cok temiz ve cok konforlu. Rahat bir uyku cekeriz derken korkunc bir gurultu ile uyandim aman dedim ne oluyor, benim kadar derin uykudan uyandiran ne olabilirdi sizce :). Sagolsun yan oda cok atesliydi uykumun icine edildi :). Ertesi gun durum bildirimi yaparken aldigim yorumlar cok iyiydi.... Genc olmalilar ya da cocuklari yok demek ki :). 

Bu sabahki programimizda Simit Dunyasi var kac gundur ruyalarimiza giren Simit Dunyasi. Yener ve Ibrahim valizlerini Euston tren istasyonuna birakip gelmek icin bizden ayrildilar. 
Artik yola cikmaya hazirdik, disarida tatli bir yagmur baslamisti. Sirin mi sirin semsiyelerimizi actik hepimiz. Baksaniza sunlara ne tatlilar degil mi? Hayatimizin gokkusaklari :)
      
                             
Bugun sansimiza Jubilee hattinin tam da bizim gidecegimiz kismi kapandigi icin gene yerin altinda epey bir seyehat etmek zorunda kaldik.
Simit Sarayi Bond Street tren istasyonunun icindeki West One Alis veris merkezinin icinde ve giris katinda. Iki ayri yeri var. Maalesef oturma yerleri cok kisitli, bu nedenle de biz simitleri Simit Sarayi'ndan alip icecekleri de Starbucks'tan alarak oturma islemini orada gerceklestirdik. Ayakta yenmiyor malum bu meret. Ben Islanakli Gul Boregi, Simit ve Pogaca aldim ve ucunu de afiyetle yedim. Cok lezzetliydi gercekten. Simit Sarayi'nda bizi rahatsiz eden Kahve Dunyasi'ndaki gibi kendi dilimizde anlasamamiz oldu. Pogaca istedigimi bir saatte zor anlattim mesela. Hic olmazsa arada birkac da Turk arkadas olsa bizlerle konusan super olur. Bu arada soylemeyi unuttum Piccadilly'de tam da Kahve Dunyasi'nin karsisina yeni bir Simit Sarayi acilmasi calismasi devam ediyor. Dileriz bir tane de Birmingham'da falan acilir da arada gider kahvalti yapariz. Simit Sarayi'nda yediklerimizi yedik daha sonra da bir dolu buzlukta dondurmak icin satin alip ciktik. Eeee gurbette olunca boyle. Siz Turkiye'deki arkadaslarim bu yazdikalrimi belki sacma bulabilirsiniz ama bunlar artik bizim sevinc kaynaklarimiz :). 

                              

Bu alis veris merkezinin bir kotu ozelligi var, maalesef tuvalet yok, yazimdan anladiginiz uzere ben tuvalete gayet duzenli giderim :). Neyse kostur kostur Debenhams'a gittik Sema ile sagolsun hepimize kolkanat gerer Semacigim. Debenhams'tan cikarken ekip geldi tamamlandik, Lale'ler oglanla gezemeyecekleri icin Cafe'de oturmak istediler tabii ben de. Uzun zamandir omuzlarimdaki agrilar yuzunden zaten cok yorgun oldugum icin maalesef cok fazla yuruyemez oldum. Hatta iki gun boyunca sagolsun Nilhan ve Esra cantami tasimama da yardim ettiler. 
Debenhams'in Cafesinde sonuc olarak hepimiz oturma karari aldik, Nilhan ve Esra haric, onlar tren saatine kadar olan zamani alis veris yaparak kullandilar. Biz cocuklarla cok keyifli zaman gecirdik. Sema onlarin sira ile laptop'ta oynamalarini saglarken ben de Nilsu icin resimler yapmaya basladim iclerini boyasin diye. 

                                

Artik donus yolu basladi tren saatimiz geldi.....gene iki kez metroyq binerek Euston istasyonuna geldik. Cok ilginc birsey oldu trene bindikten sonra bizim bindigimiz vagonlarin ileride trenden ayrilacagini ve bizim oturdugumuz sehirlere gitmeyeceginiz ogrendik, apar topar on vagonlara dogru gitmeye basladik, grup darmadagin oldu ama gene de uzun uzak yerlerden birbirimizle sohbet etmeyi ihmal etmedik..Bu arada bu vagonlarin ayrilma islemini didikleyen Ceyhun, Yavuz, Yener ve Ibrahim olmazsa biz sanirim kendi havamizin guzelligindenkaliverecektik bir yerlerde.

                                  

Bu yazida tamamen yeme icme ve oy vermeye konsantre oldugumdan sokaktaki neseli gosterilerden, garip yaratiklarda hani dururlar ya fotograf cektirmek icin cesit cesit film kahramanlari gibi, ya da metro'da kendilerine ayrilmis ozel alanlarda muzik yapan muzisyenlerden bahsedemedim :). Ilk gruptaki fotografta bu ozel alandan ne kastediyorum anlarsiniz bakinca.

Londra'dan ayrildigimizda hala neden Ceyhun'un bizi taaaaaaa bu kadar uzaktaki bir otelde toplamasinin ardindaki sirri cozemedik.... Belki de cocuklara underground - metro egitimi vermek istedi kimbilir :). 

Keyifle okumanizi diliyorum. Paylasin ki dostluklar cogalsin bana da sevk gelsin :).





Thursday, May 28, 2015

Rölyef'in zarif ellerle gelen derinligi



Bugun benim icin cok degerli, cok zarif bir kadini taniyacagiz. Onu ve ellerinde deger bulan sanatindan bahsedecegiz. Zaman zaman da anne, es ve arkadas olan tarafindan ve mucadelelerinden bahsedecegim. Dilek Yildiz'in cok sevdigim vefali yakisikli kardesim Volkan'la evlendigi gun hayatimda cok onemli bir yeri olan bir ozel bir insan olacagini anlamistim.
Guzel dedim ya bakin bakalim yillara meydan okumak nasil birsey. Bu arada unutmadan soyleyeyim zamaninda fotomodellik de yapmis benim marifetli arkadasim.

                      
 
Dilek 2005 yilinda Kadikoy Halk Egitim Merkezi'nin bir sergisine gittiginde gordugu rölyef calismalarina hayran kalmis ve kendine bu sanat dalinin cok yakin oldugunu ve onlarla hayatinda keyifli bir donemin olacagini hissetmis. O zamanlar cocuk da yok oh demis ben bu ise bir baslayayim. Ne guzeldir ki; Cumhuriyeti'in gelisi ile 1932'de basta Ankara olarak yurt genelinde 14 il merkezinde Halkevleri acilmis ve Halkevleri'nde yetisen genclerimiz, yaslilarimiz ulkemizin aydinliga cikmasinda da cok etken olmustur, Sevgili Mustafa Kemal Ataturk'umuze Halkevleri icin tesekkur ederek devamedelim. 
Bizim guzeller guzeli Dilek'imiz 2005 -2006 doneminde Halkevindeki kursa katilarak ders almaya baslamasiyla benim tatli oglum Orkun'uma hamileligi ayni doneme denk gelince haftada uc gun gitmesi gerektigi kurslara sadece bir gun gidebildi benim guzel arkadasim.
Orkun'un dogumu ile Yildiz ailesinin Paris'e tasinmasi hemen hemen birbirinin pesi sira geldigi icin Dilek'cigim zorunlu bir ara vermek zorunda kaldigi rölyef calismalarina ama hep cok buyuk bir ozlem duymaktaydi. Orkun'un dogumuna kadar epey bir calismasi olmustu ki; bu da ona buyuk bir mutluluk veriyordu.
Tabii rölyef calismasini yapabilmek icin ozel bir odaniz olmasi gerekiyor ama malum Paris'te merkezde yasiyorsan oyle Turkiye'deki gibi yayla gibi evleriniz olmuyor maalesef ama bu elbette Dilek'i durdurmuyor. Orkun'dan sonra guzeller guzeli Duru Elize'miz doguyor. Bizim guzel kizimiz iki buyuk kalp ameliyati gecirmesine ragmen evin icine doldurdugu nesesi sukurler olsun ki hicbirzaman eksik olmuyor. 

Tum bu zamanlar elbette aile icin cok zor ama asla yilmak yok deyip, birbirlerine daha da cok kenetleniyorlar. Benim guzel ailemin birkac fotografini paylasmadan da edemeyecegim. Hersey gonullerince olsun diyerek; 

                           

Simdi hersey tekrar huzurlu bir duzene girdi ve Dilek tekrar rölyeflerine hayat vermeye basladi. Burada bir rölyef'in yapimini adim adim izleyebileceksiniz. Oncelikle Turkiye'deki arkadaslarimiz icin malzemelerini bulmak oldukca kolay ama biz yurtdisinda yasayanlar icin bazi zorluklar olabilir ama biz nasilsa herseyi Turkiye'den getirmeye alistigimiz icin eminim bizim icin de zor olmayacaktir. Bazen valizimi acacaklar diye odumun koptugunu hatirlayip, soguk terler doktum bir anda 😜. Benim bir Kanada'ya gidisim var hani yeri gelmisken anlatayim valizimde yok yok, bir form dagittilar oraya cantanda ne var ne yok yazman gerekiyor, yazdik sonra mi gumrugu gecmem bir saat aldi ve bir suru de para odedim ama degdi mi degdi gercekten, orada ozlemleri giderebilmekten guzel ne olabilir ki benim icin.
Malzemelerini bulmaniz kolay demistik bir de siralayalim:
1. Karton
2. Seffaf film (cam yapimi icin gerekli)
3. Ahsap kaplama (genelde mobilya ureticilerinden bulabileceginiz bir malzeme)
4. Kagit yapistirici (uhu)
5. Ahsap tutkali
6. Cicek tutkali
7. Alci (cabuk kuruyandan)
8. isitilan silikon ve tabancasi
9. Un
10. Bulgur (ince ve normal)
11. Akrilik veya sulu boya
12. Kontur pasta (boyut vermek icin)
13. Sprey vernik (parlak veya mat)

Simdi bu kadar malzemeyi saydik bir de Dilek'in calisma ortamina ve baslangic noktasi olan resimlerden birini sizlere gostereyim burada. Gordugunuz gibi kucucuk bir alanda cok guzel isler basarmak bu olsa gerek. 
                         

Simdi Dilek bize bunu resimde gordugumuz resmi nasil bir kabartma-rölyef sanat eseri haline nasil getirmis bir anlatsin mi? Haydi o zaman bir dileyelim:
1-Öncelikle bir kasa yaptırıyoruz, bu yaptığım tablo için 30cm eninde 40 cm boyunda ve 10 cm derinliğinde.
2- seçtiğim resmi aynı ölçüde fotokopi de büyütüp üzerinden yağlı kağıda kopyaladım onun üzerinden kalın bir kartona geçirdim.
3- Tüm detayları yani camları ve kapıları oyarak boyut verdim. Bunun için karton ve ahşap kaplama malzemesi kullandım.
4-Zemin için kartonla ayrıca meyil verdim. Daha sonra çökmesini engellemek için altına yumurta için kullanılan saklama kartonlarını kesip altına destek oluşturdum. Sıcak silikonla sabitledim. Zemini oturttuktan sonra binayı da silikonla sabitledim.
5-Kafe ve mağaza için bir şablon yok, tamamen kendi hayalime göre hazırladım. 
6-Tramvayin görünen kısmını kartona geçirip boyutlandırdım. Ayrıca tam bir tramvaya benzemesi icin internetten eski tramvay fotograflarını indirip inceleyerek yaptım,boyadım ve vernikledim.
7- Bütün bunları yerleştirdikten sonra alçı ve tutkalı karıştırıp bina ve zeminine ince bir tabaka halinde sıva yaptım.
8- Binanın orijinal halini inceleyip boyutlu kontür pasta ile kabartmaları yaptım.
9- Binanın dışını açık renge boyayıp kuruduktan sonra gölge için kahve tonunda boya ile boyadım.kurumadan bez yardımı ile sildim, eski bir görüntü verdim.
10- tutkal ve unla hamur hazırlayıp oklava ile actım. Önde ki insanların kıyafetlerini bu hamur ile giydirdim.son olarak da vernikledim.

Simdi de adim adim fotograflarla gorelim mi neler yapilmis, incik cincik isler, ben sanirim yapamam der gibi oldugunuzu duyar gibi oldum desem. Azimli olursaniz mutlaka basaracaginizdan eminim.
                        
                        
                        
                        
Dilek boyle bir calismayi hergun iki ya da uc saat zaman ayirabilirse iki ayda tamamlayabiliyor. Yani anlayacaginiz gercekten cok emek isteyen bir calisma zamani gerekli.

Cok eglenceli gorunmuyor mu size de? Asagida da bazi calismalarindan ornekler ekledim sizler icin hepsi birbirinden guzel.

                         
Yazimizin sonuna geldik, sizce de cok keyifli bir gezi olmadi mi? Dilek'cigim tamamiyle amator ruhuyla kisitli zamaniyla cok guzel calismalar yapmamis mi? Hobisi olmali insanin hayat vermeli insana. Sizlerin de guzel calismalara imza atmaniz dilegiyle, Dilek'cigime de cok tesekkur ederek, yaziyi sizinle de paylasmak istiyorum. Siz de paylasirsaniz cogalir yapilan guzel seyler....
Sevgiler.....












Monday, May 25, 2015

Barmouth Denizin Daglarla Birlestigi Yer

Uzunca bir haftasonunu evde gecirmek olmazdi deyip, planlar yapmaya basladik. Bir kopeginiz varsa gezeceginiz yerleri de kopeginize endeksli olarak secmeye basliyorsunuz. Mesela benim oglum #Chapkin yuzmeye bayildigi icin bir su kusuna donmus tatiller ayarlamaya ya da oyle yerleri daha cok istekli bir sekilde gormeye gore planliyorum gezilerimi ya da gezilerimiz.
Daha onceden de Galler ile ilgili bazi tiyolar almistim arkadaslarimdan onlarin da isigi altinda bir gune iki yer sigdiracak sekilde planlari yapmistim.
Sabah saat sekizde yola cikmak uzere anlasmistik, ben tabii bizim usul yolluklarimizi hazirladim, termosa cayimizi koydum, ekmekler, peynirler derken bir de baktim kasla goz arasinda cok guzel kiymali pogacalar yapiverdim. Ahmet'in deyimiyle cok da iyi gittiler yol boyunca cay ve pogaca oh ne ala. Tabii Chapkin'i da unutmamistim ona da iki tane peynirli pogaca yapmistim o da onlari afiyetle indiriverdi midesine. Bu arada Chapkin'a ben hicbirsekilde sogan yedirmiyorum birgun bunun nedenlerini de sizinle blog'da paylasacagim. Gun gectikce daha da tecrubeleniyor insan kopek bakiminda.
Neyse harika yerlerden gecerek, Barmouth'a ulastik, elbette amac once Chapkin'i bir sakinlestirmekti. Sabah hava yagmurlu oldugu icin yolumuz boyunca var olan guzellikleri tam da goremedik. Barmouth'a geldigimizde gozlerimize inanamadik. Dedim Afrika'ya mi geldik. Muhtesem degisik bir manzara vardi karsimizda. Denizin uzantisi kanalda (Cardigan Bay) deniz-kumsal karisimi alanda onlarca manda (ya da yoresel deyimle camis)'lar mevcuttu. Harika gorunuyorlardi ama maalesef o alanda yol cok dar oldugu icin durup, gorunteleyemedik.
Daha ileride daha sehre girmeden karsimiza bir ev cikti, kocaman bir evdi ve ozelligi cok da komik olacak sekilde bir saat kulesi olmasiydi. Evin de fotografini ancak donus yolunda evin kapinin onune park ederek cekebildik yollarin darligi yuzunden.

                         

Bu gordugunuz evden kisa bir sure sonra sehrin merkezine variyorsunuz. Cok degisik bir sahil kasabasi goruntusunde cunku burasi Irlanda ve Ingiltere daha once gordugum sahil kasabalarindan cok farkli. Bunu zaman zaman nedenleriyle ve bazi fotograflarla anlatacagim sizlere.

Barmouth daha once de yazdigim gibi girisinde Cardigan Bay'i takip ederek nefis manzaralarla geldigimiz bir yer. Burasi ayni zamanda Mawddach Nehri'nin de denizle birlestigi yer. Sehir kuzey-Bati Galler'de Gwynedd bolgesinde yer almaktadir. Galler'in Snowdania bolgesinin de batisinda bulunmaktadir. Guzel bir liman kenti, daha once kent cogunlukla gemi yapimiyla ve balikcilikla gecimini saglamis ama sanirim su anda turizm tum bu islerin onune gecmis cunku her milletten insanin akin ettigi bir sehir gorunumunu almis. Tum bu kalabaliga rahmen inatla temizligini en yuksek seviyede tutmayi da basarmis. Sehirde genel olarak ilk izlenim olarak dondurma ve balik & ekmek tuketiminin cok fazla odugu cunku herikisinde de uzun kuyruklar olmasi cok dikkat cekiciydi. Biz de elbette oglen yemegimizde balik-patates kizartmasi askimizi yerine getirdik ki bu biraz daha ozenli bir anlatim istiyor.

Sehre varinca ilk buldugumuz yere park ettik ama orasi sadece bir saatlik bir park alaniymis, o nedenle sonra alip aracimi deniz kenarinda buyukce bir otoparka koydum...4 saati 3 pound, turistik bir yer icin hic de fena degil ve 4 saatte bu sehir icin bence yeterli.

Sehirde yilda 3 kez yapilan Peaks Yatch Race - yelkenli yarislari da dunyanin heryerinden insanlari sehre cekme ozelligi gosterdiginden de onemli bir gecim kaynagi olma ozelliginde.

Daha once de belirttigim gibi burasi diger Irlanda ve Birlesik Krallik sahil kasabalarindan daha farkli. Her yerde balik veya yengec tutan amator balikcilar ve hatta kucuk cocuklar gormek mevcut. Genelde sakin olan dalgali denizinde sorf yapilan sahil kasabalarinin aksine burada cok fazla kalabalik goze carpmakta. Sehrin en onemli iki besin kaynasiginin dondurma ve balik-patates kizartmasi oldugunu anlamamiz dukkanlarin onundeki uzun kuyruklari gormemizle gecikmedi. Hemen hemen tum restaurant ve kafelerde deniz urunleri bulmak mevcut eee malum deniz kenarindayiz. 

Chapkin hemen kendini denize atti ben de cok ozenmedim desem yalan olur. Kac kez topu attik getirdi bilmiyorum. Daha sonra uzun kumsalin oldugu tarafa yurumeye basladik ama durun bu uzun kumsal kismina gecmeden once birkac fotograf paylasayim sizlerle.


Kumsal cok ilgincti uzerindeki tumsekler bana sanki kendimi sahra colunde yuruyormusum hissini verdi. Aslinda kumsal boyunca piknik yapan araplari ve bir de esek kiralayanlari dusununce sanki Arabistan'daymisim sandim kendimi. Denizin cok sig olmasi nedeniyle kayiklari denizin ortasina kadar goturmeye yarayan o turunculu is makinasi da resimde goruyorsunuz kumsalin ilginc goruntulerinden biri olarak kaldi dimalarimizda. Bu bilgiyi bana aktaran sevgili Onder'e tesekkurler.  Bu sehri diger sahil sehirlerinden ayiran bir ozellik de (Irlanda ve Buyuk Krallik'taki) daha kalabalik olmasi ve dukkanlarda cocuklar icin kumsalda oynamak icin rengarenk oyuncaklar ve mayolar satilmasinin yanisira alisageldigimiz hircin dalgalarin olmamasi ve surf yapan kimsenin olmamasi. Belki de havanin cok guzel oldugu bir gunde gitmis olmamiz da buna etken olabilir cunku internette sorf yapanlara ozgu fotograflar da mevcut. Sehrin guzelliklerinden birisi de sahili sehirden ayiran demiryolunun olmasi. Hele benim gibi demiryolu ve tren asigi biriyseniz eminim sizlerin de cok hosuna gidecektir. Fotograftaki mavi ejderhanin oldugu bina Dragon Theater, ejderhasi neden mavi onu  ben de bilmiyorum ama bildigim birsey var ki; o da Galler'in bayraginda kirmizi bir ejderha olmasi. 

Dikkat ettiyseniz binalar tas, degisik bir mimari gri rengin yesil dogayla, sari kumsalla ve denizin mavisiyle uyumu cok guzel. Ne de olsa Kelt'lerden bu gunlere uzaniyor diye dusunuyorum bu yapi tarzlari. Bu arada ana caddede yururken vitrininde bircok Kelt urununun oldugu bir hediyelik esya dukkaninin onunden gecerken vitrini beni deli gibi iceri cagiriyordu. Kelt dizaynlarina asik miyim neyim?



Gallere girdiginizde yol boyunca tabelalarin degistigini ve iki dilde yazildigini gormeye basliyoruz. Acaba diyorum gelik ile yani Irlanda dili ile bir yakinligi var mi diye bakiyorum ama pek de goremiyorum. Simdi bakiyorum da iki lisanin birbirinden ayri bir kokeni varmis aslinda bu nedenle de ayri olmalari cok normal. Para birimi tahmin edersiniz ki pound yada diger degimiyle sterlin. 

Sehrin kucucuk bir caddesi var, keyifle yuruyebilirsiniz. Sabahki yagmurlu kapali hava yavas yavas acip yerini gunesli bir havaya birakirken biz de yavas yavas daha keyifli hale gelmeye basladik, Chapkin tamamiyle kontrol disina cikti, kendini surekli sahile dogru goturtmeye calisiyor ama sahil Arap turistlerin piknik alanina donustugu icin oglumu zor da olsa tasmasinda tutmak zorunda kaldik. 

Sokaklarinda keyifli yuruyusler yaptiktan sonra dogal olarak karnimiz acikti. Daha once yapmis oldugum arastirma sonucunda patates kizartmalari ile Galler'in en iyisi odulunu almis Mermaid (Denizkizi) Restaurant'inda yemek yemek istedik. Restaurant'i ararken birkac kisiye sorduk ama takdir edersiniz ki sorduklarimizin hicbiri oranin yerlisi degildi.... Sonra bir adama sorduk Mermaid Restaurant'i nerede dedik ve cevap cok komikti denizde.... Hakikaten bazen boyle insanlarin varligi bizim icin cok gerekli tum gerginligini alip goturuyor. Neyseki bu adamcagiz lokantamizin yerini biliyordu. Hemen bir alt sokakta onunde uzun kuyruklar olan yer dedi. Gercekten de onunde korkunc kuyruklar vardi. Ahmet ve Chapkin'i bir yere oturturup ben kuyruga girdim. Beklerken de herkes birseyler konusuyordu, arkamdaki kadin hamileymis azimle bekledi ama cok yoruldugunu soyleyip durdu. Orada bekleyen kadinlardan biri tum ahiret sorularini sormaya basladi bu halime kizimiza tamam dedim kesin bu kadin bizden cunku hicbir Ingiliz bu kadar detay sormaz adama. Neyse patatesleri odul almisti onu zaten biliyorduk ama Ahmet'le ikimiz ayni anda aslinda balik odul almaliymis dedik ve cok lezzetliydi hem patatesler hem de balik. Balik-patatese 5 pound verdim, bir de Chapkin icin cocuk menusu almistim o da 2,5 pound. Ondan sonra ne aliyorsan para oduyorsun. Poset istersen para, sos istersen para, plaatik catal istersen para vs vs. Ama oraya giderseniz mutlaka kuyrukta bekleyin ve tadina bakin derim. Ben bir daha gittigimde baska birsey deneyecegim. Bir de guzel olani gunes altinda deniz kokusunu duya duya guzel bir oglen yemegi yedik. Yemek yedigimiz yer de baska bir restauranta ait disaridaki masalardi ve en guzeli kopekler icin cesitli yerlere su kabi koymuslardi. Eger siz restaurantin icinde yemek isterseniz dort masasi da mevcut ama sanirim guzel havalarda hicbiriniz bunu tercih etmezsiniz.

 

Yemekten sonra sehir turumuzu tamamlamaya devam ettik. Sokaklar gercekten cok sirin, bahcesinde kopegi ile guneslenen bir amcaya rastliyoruz gunes miydi icimizi isitan yoksa amcanin pozitif bakislari ve bize poz verisleri miydi bilemiyoruz. Birkac poz fotografini cekip, yolumuza devam ediyoruz. Artik Ingiltere'de surekli rastladigimiz bir pazara rastgeliyoruz aman cok uyduruk seyler var burada 😃. Biraz ileride disarida masalari olan sirin bir kafede rastgeliyoruz, bahcesinde kuru kafalar, budalar ve cesitli biblolar var. Icerisi ise daha da farkli bir mistik hava icersinde cesitli dukkanlar. Biz oturup bir kahve icemedik ama siz giderseniz keyfini surun derim. Cafe sanat kafe diye de geciyordu ama asil adi Ebeneezers Restaurant ya da Cafe Bar diye geciyor.

                         

Artik otoparka dogru yurumeye basladik bir gun icin iki yer planlamis oldugumuzdan yavas yavas donus yoluna cikmaya karar verdik. Donerken de sirin sirin dukkanlarin, disariya masa atmis kafelerin onunden gecerek tekrar sahile ulastik. Sahilde Boat House'da canli muzik esliginde gene bir yardim organizasyonuna tanik olduk. Ingiltere'de yasarken en cok gozlemleyeceginiz sey sanirim bu yardim organizasyonlari. Ben de birkac tanesine katildim. 

                          

Son olarak da tesadufen iki gun once Beyazshow'da cikan Erol Kose ile ayni gomlegi giymis bu sempayik adamin fotografini sizlerle paylasmak istiyorum. Ona TV'de bir unlunun ayni gomlegi giydigini anlatip, fotografini cekmek istedigimde cok mutlu oldu. Gercekten seviyorum ben Ingiliz insaninin candan halini. 
                   

Burada benim icin en guzel olan elbette sokaklarda herkesin kopegi olmasiydi. Bu beni gercekten cok mutlu ediyor, Belcika'dan alistigim birsey. Ingiltere'de her evde kopek var ama kopegi ile sehir merkezinde gezen cok az insan var ama burasi oyle degil o nedenle de sokaklar benim icin engelli kosu gibi surekli onlari sevmek icin durup, sevip yoluma devam ediyorum. 

Cok fazla yerlisine rastlayamasak da sehrin tadini cikarttigimizi dusunuyorum. 

Bundan sonraki blog yazimda birinci hedeften ikinci hedefimize giderken yolda gorduklerimiz var, onlar da gercekten cok guzeller. Keyifle okumanizi diliyorum. 

Sevgiler....

Yaban Mersini Cayi

Surekli yemek de nereye kadar.

Simdi guzel bir meyva cayi yapsak 😊

Yaban mersini cayi
Ayy birden kulaklarim cinladi sanki yaban mersinini nerede bulacagiz dediginizi duyar gibi oldum. Yaban mersini yoksa nar ya da eksi elma ile de yapabilirsiniz.

Yaban mersini ya da bizim blue berries 😊.


Yaban mersinlerini iyice ezelim ve onlari cayi yapmak istedigimiz kaba koyalim.
Evde ihlamur ya da benzeri bir cay varsa ondan da bir parca koyalim. Uzerine biraz limon dograyip koyalim.





Limonlari da ekledikten sonra uzerine su isiticisinda isittigimiz suyu koyuyoruz. 
Artik cayimizi demlemeye birakalim. Cok guzel bir cay oldu. Tadina sadece ben bakabildim ve cok lezzetliydi. Tabii cay yalniz gitmiyor. Insanin arada kendine bir de odul vermesi gerekiyor.  Bakin su lezzete yaninda muhtesem karamel donut. Nasil bir lezzet anlatilmaz bir isiriyorsun agzinin ici karamel doluveriyor. Yummiiiiii 😊.
Sonunda Chapkin'in bakislari arasinda bu nefis rengini nereden aldigini bilmedigim nefis cayim var. Mavi renkli meyvadan kirmiziya nasil donduk o da sizin hayal gucunuzde 😊









Tuesday, May 19, 2015

Su Boregi

Su Boregi
yapacagiz bugun desem siz bana ne dersiniz acaba?



Madem Giresun geleneklerinden gidiyoruz devam edelim. Su boregi bizum icin her ozel gunun yardimcisidir. Dogum, olum, nisan ve davetler ve tabii memlekete gezmeye gidenler icin de mutlaka hazirlanir. Bir keresinde hatirliyorum birgun icinde sekiz dilim su boregi yemisligim vardir sagolsun teyzemler cocuk yiyemiyor diye diye tabagima doldurduklari icin, ha bu arada ben de kuculup de ceplere girecegim yakinda cocukmusum. Annecigim ve ablacigimin su boregi ayni gune gelmedigi icin kendimi sansli sayiyorum.
Tarifimiz ablam ve annemin ortak hazirladiklari tarif o nedenle de cok lezzetli.

Malzemeler:
3 yumurta (mumkunse dogal yumurta lutfen)
1 tutam tuz
1 fincan su
aldigi kadar un

Once yumurtalari kirip, ellerimizi bir guzel sabunluyoruz. Biliyorsunuz yumurta uzerinde bir suru mikrop var, mikrop gerekli dediginizi duyar gibi oldum ama siz gerekli mikroplari baska yerden de alabilirsiniz. Neyse uzatmayayim. Yumurtalarin icine tuzu ve suyu da ilave ettikten sonra icine unumuzu elemeye basliyoruz.
Haydi bakalim bir guzel karistiralim aman sakin dert etmeyin un yetmez diye biraz daha ilave edebilirsiniz her nasilsa 😨.
Hamuru iyice yogurup 7 esit parcaya boluyoruz. iyice yuvarliyoruz ve bir islak bez koyup uzerine hamuru dinlendirmeye birakiyoruz.





Hamurun kivamini merak etmiyorsunuz sanirim tabii ki kulak memesi degil birazcik daha sert olacak aman ha cok degil bir tik kadar 😉.
Simdi haburlarimizi bolca un koyarak acmaya basliyoruz.

Aman sakin panik yapmayin ben iki iki aciyorum ama siz tek tek de acabilirsiniz 😊

Hamurumuz hazir biraz acmamis olanlar icin yorucu bir surec olabilir ama ben basaracaginiza inaniyorum. Sakin yapamam demeyin beni getirin akliniza kirkimdan sonra azdim ben 😂😂😂😂.

Biz su boreginin daha ilk asamasini bitirdik biraz ugras gerektiriyor ama sonunda paylasilanlar cok lezzetli oluyor dilim dilim mutluluk sohbetle yayiliyor evimize 😊.

Simdi benim boyle guzel bir yag tavam var onun icine 50 gr. Tereyag ve gordugunuz kadar da zeytinyag koyuyoruz. Bu hazir kalsin bir yerde birazdan lazim olacak bize. 

Bence su boreginin en onemli kismi ici. Bizim aile su boreginin icine 3 degisik peynir koyuyor. Annem ve ablam beyaz peynir, izmir tulumu ve biraz da Bandirma'nin kelle peynirini karistiriyor biz gurbet havasini soludugumuzdan ben biraz keci, beyaz ve izmir tulumunu karistirdim.
Hamuru hazirmaya baslamadan once yikadigim ve sirkeli suya koymus oldugum maydanozlari ince ince dograyip peynirlerle karistiriyoruz.

Dilerseniz bu ic kismini kiyma ile de yapabiliriz. Ozellikle duymak isteyen olursa seve seve yorumlar kismina yazabilirim o da muthis oluyor.

Simdi tum malzememiz hazir ve son asamaya gecebiliriz. Buyukce bir kaba su 8koyup iyice kaynatiyoruz (hani tasarruf etmek isterseniz kettle da isitip da koyabilirsiniz). Ben tuz koymuyorum isterseniz minnacik tuz atabilirsiniz de.
muslugun altina da soguk su kabimizi hazirliyoruz.

Bu asamada yagimizi ocaga koyuyoruz aman ne olur yanmasin tereyag tam erimeden kapatalim nasil olsa o icinde eriyecektir

Fotograflar belki daha guzel anlatir bir bakin bakalim 😉
Bu fotografta hamurumuzu nasil kaynattigimizi goruyoruz. Dikkat ettiyseniz hamurumuz icinde topak olmuyor. Hafif hafif kevgirle karistiriyoruz hamurumuzu 2-3 dk kadar pisiriyoruz. Aman dikkat edin hamur erimesin. 

Hamur piserken tavamizi yalayip hazirlayalim. Bu hamurlar icin benim kullandigim tavanin boyutu (firinda yapmak isterseniz tepsi, biz aile gelenegi tavada yapiyoruz) 30 cm civarinda.


Sonra hamurumuzu suyun icerisinden aliyoruz burada tencerenin kapagini kullanabilirsiniz. Kaynar sudan aldigimiz hamuru soguk suya atiyoruz. Sudan cikartirken de suyunu iyice suzuyoruz.


Hamurumuzu tepsiye burustura burustura yayiyoruz. Hamurun uzerine hazirladigimiz yag karisimindan yayiyoruz aman kendi lezzetinize gore ayarlayin.


Iki adet yufkayi ust uste koyduktan sonra tabii her seferinde yaglayarak, peynirli-maydonozlu ara harcimizi heryere bolca yayacak sekilde koyuyoruz. 


Korkmayin guzel  bayanlar yakisikli gencler az kaldi sonuna geliyoruz 😊😉.

Simdi aynis islemleri tekrarliyoruz. Elimizde 7 hamur vardi ya araya 3 hamur koyup tekrar peynir koyuyoruz yagladiniz degil mi aralari aferin com guzel 😊.

Bitti desem?


Eger boreginizi firinda pisirecekseniz tavanin onceden kenarlarini da yaglamaya unutmayin ve hamurun uzerini de guzelce yaglayin hatta hamurun uzerinde yer yer delikler acip yagin iyice ic kisimlara nufuz etmesini saglayin.

Ben tavada kisik ateste tavanin her tarafini cevire cevire pisiriyorum tabii aile gelenegi dememe sanirim artik 😆. Bizim genelde tavalarimiz bu is icun ozel oldugu icin cevirmemize yarayan kapaklarimiz da var ama ben sizi rahatlatacaksa soyleyeyim benim cevirmek icin kullandigim kapagimi Belcika'da Zaventem'deki Ikea'dan almistim. Kapaginizi yaglayin da yapismasin ne olur 😊.
Cevirince geri koymadan once tavayi bir guzel yagliyoruz. Korkmayin Karatay tereyag yiyebilirsiniz demis diye duydum 😉. Beyaz una ne der bilemiyorum. Ben sadece arada hayatin tadini alin diyorum.

Cevirdigimiz yuzu de gene kisik ateste yavas yavas cevire cevire pisiriyoruz.

Sonucu merak ediyor musunuz 😜😲



Nar gibi kizarmis degil mi? Inanin tadi da cok guzeldi. Yemek pisirmek beni cok dinlendiriyor umarim sizler de tariflerimden faydalanabilirsiniz.
Sevgi ve Saygilarimla
Afiyet Olsun.