Yolculuk cok keyifli geciyordu, uzun zamandir da birbirimizi gormedigimiz icin laf lafi aciyordu. Cocuklar herzamanki gibi kendi aralarinda zaman zaman da bizimle kaynasarak gunun daha da guzel gecmesini yardimci oluyorlardi. Kaan'in semsiyesini her salladiginda aman diyerek siperlere saklanma yarisimiz da isin eglenceli taraflarindan birisiydi.
Elbette geleneklerimizi de yerine getirerek yeme icme faslini da yapiverdik bir cirpida aman oyle cok seyler yemedik elbette hafif atistirmaliklar. Atrik yavas yava yaklastigimiz icin klasik sira ile tuvalete girmeler basladi arkamdan Sema onceki tecrubesini bana aktararak aman duvarda kilit icin dugme var kapini kilitlemeyi unutma diye seslendi. Aman kardesim tuvalette yayla gibi masallah duvarda uc ayri dugme var alt tarafi bir su dokeceksin once tuvaletin tum inceliklerini cozmen gerek, mazallah bir cok daraldigin bir durum olsa koy verivereceksin oracikta.
Tuvaleti cok begenmis olacagim ki; Kaan'in bezini degistirmek icin bir kez gidip bu sefer akilli bidigima ben ogretmeye basladim meshur tuvaletimizin dugmelerini. Simdi bir tuhaf geldi bana bu dugme kelimesi neden oyle denmis acaba? Ben mi uydurdum yoksa. Euston tren istasyonuna geldigimizde saat 11:00 civarinda olmustu bile, istasyon cok renkli ve cok kalabalikti, kalabalikla bir oraya bir buraya suruklenip duruyorduk. Birden cok trene binme ihtiyacimiz oldugu icin gunluk bir bilet almaya karar verdik ve herbirimiz tum zonlari kapsayan (zaten bir tane gunluk bilet olan) biletlerimize 12,80 pound vererek aldik. Icimizde bazi arkadaslar vardi ki kuyrugu nedense hic ilerlemiyordu, size de oluyor degil mi?
Biletleri aldiktan sonra Ceyhun otelimize nasil gidecegimizi arastirdi ve anlatilan uzun uzun yollardan tahmin ettigimize gore epey uzun bir metro ve tren yolculugu yapacagimizi anlamis olduk, ama biz azimliydik mutlaka bugun bu oylar kullanilacakti.
Otelimiz Holiday Inn Express - Wandsworth Londra, Londra'nin Guney-Bati'sinda kaliyor ve sehir merkezinden bir hayli uzakta tabii tahmin edersiniz ki tekrar metro yolculugu yapmamiz gerekiyor. Otele vardigimizda saat 14:00den once oldugu icin check in de bazi zorunlar yasasik ve neredeyse burada bir saat kaybettik. Otelden ciktigimizda hala kararliydik oy kullanmaya gitmeye ama aclik durumlarini gozonunde bulundurarark hemen otelin altindaki markete daliverdik. Ben trende koca bir sandavic yedigim icin patates cipsi ile aclik yatistirma karari aldim. Nilsu bana ayyy hic sevmem diyiverdi benim en sevdigim salt & vinegar (tuz & sirke) cipsini. Ben de normal olarak hic denedin mi dedim ve denemeye karar verdi, aman tanrim zor kurtardim cipsimi Nilsu'dan. Bu cocuklar da cok tatli oluyor canim. Sandavicleri alanlar etrafimiza birikmeye baslamisti ama bir turlu Yavuz gelmiyordu, en sonunda o da sicak yemeklerle geliverdi aramiza.
Bu arada Kaan'im cok yoruldugu icin Lale ve Yener'i ve tabii gulumu otelde birakarak tekrar kaderimiz olan trenimize dogru yola koyulduk.
Tren istasyonunda beklerken sari cizginin tren raylari tarafinda duran ben Ece Naz'in heyecanli bir sekilde gelip beni uyarmasi ile ne yapacagimi sasirdim, 2 gun boyunca ozellikle Ece Naz ve zaman zaman da Nilsu beni guvenlik konusunda uyarmaya devam etti, bu arada ben de hicbir kurala uymuyormusum bunu anladim.
Neyse gene birkac metro tren degistirdikten sonra, nihayet oy verecegimiz yere vardik, Olympia Sergi ve Konferans Merkezi Londra. Daha once giden arkadaslarin facebook'taki paylasimlarinin aksine disarida hic kuyruk yoktu biriki hatira fotografi cektirdikten sonra iceri girmek uzere metro istasyonundan salona dogru yuruduk, takdir edersiniz ki yol bayunca bir suru Turk arkadaslarla da konusma firsatimiz oldu, otobuslerle gelenler de olmustu.
Sandiklar cok genis bir alana yayilmisti, burada T.C Londra Baskonsoloslugu'muzun gercekten cok iyi hazirlanmis oldugunu dusunduk hepimiz. Tum konsolosluk calisanlarina ve Baskonsolos'umuz Emirhan Yorulmaz'lara da tesekkur etmek isterim bize bu rahat, huzurlu oy verme imkanlarini sagladigi icin. Hepimiz degisik siralara dagildik, oylarimizi kullanmaya basladik, ben o kadar heyecanlanmisim ki muhuru arkamda birakip gelmisim :). Sandik gorevlileri ile de sohbet ettikten sonra gene ne derdine dustuk dersiniz, e tabi bogaz :)
Metrolarda yorulan bizler e ne de olsa aliskin degiliz biz bu kadar yogun sehir hayatina, hemen 2 ayri Londra'nin simgesi olan siyah taksilere binerek, kahve dunyasina dogru yola ciktik. Yol boyunca klasik birbirini gecen taksilerimiz birbirimize el sallamalar Eca Naz'in ben Nilsu'nun yanina gitmek istiyorum cirpinislari ve bitmeyen neselerimizle yola devam ettik.
Kahve dunyasi Londra'nin tam da merkezinde ve cok fazla cafe'nin arasinda kalmis degisik lezzetleri biraraya getirmis o Ingiliz cafe'lerinden daha farkli ve tiklim tikis. Yeri dedik tam merkezde gercekten de oyle Piccadilly Circus metro istasyonu ile varabileceginiz bir yerde cadde uzerindeki 200 numarali binada.
Cafe dedigim gibi digerlerinden daha farkli oncelikle icerideki Turk calisanlarin tatli bir sicakligi geliyor size, cunku daha bir candan daha bir bizden iletisimler ki bazen cok cok onemli bizim icin. Iceriye girdigimizde vitrin bizi vurdu vurdu ama vitrin icersinde oradan oraya seke seke dolasan sevgili karasinek kucuk ama mide bulandirir sozunu de hatirlatarak, birazcik da olsa midemizi bulandirdi ve ben etkisinde kalarak kahve uzerine kahve siparisi verdim. Bu arada Nilhan gidip olaya her ne kadar mudahil olsa da piskin elemanlardan birisi hic aldirmadi sinegin oralarda dolasmasina. Umariz Kahve Dunyasi ileride musterilerini birazcik da olsa dinler.
Fotograftan da anlayacaginiz uzere vitrinde degisik ulkelerden tadlar mevcut.
Kahve Dunyasi oturma alani olarak da bence yeterli. Bizim icin buradaki ikinci kotu deneyim, bir kucucuk tuvaletinin olmasi ve onunda kuyruklarin olmasiydi.
Bakar misiniz dondurma kaplarinin sirinligine 😍, bu kaplar sizin alip gidebiliyorsunuz.
Gene yollara dokulduk, nereye mi gidiyoruz Turk Restaurant'ina. Aramizdan ya biraz yuruyelim diyen arkadaslarimiz da oldu elbette sirf onlari mutlu etmek icin metro istasyonuna dogru yurumeye basladik. Bu arada artik Lale'ler de bize katilacak hale geldiler.
Hernekadar Yavuz surekli Burger King'de yemek istese de sagolsun Sema'nin araya girmeleri Ceyhun ve de Ibrahim'in destekleri ile 26-27 Grand Parade, Green Lanes Haringey'deki Gokyuzu restaurantina dogru yola ciktik iki metro ve bir de trene binerek, Haringey'e vardik. Ben yillar once bir kez gitmistim oraya ama hic aklimda kalmamis. Heryerde Turk Restaurant'lari ve Marketleri var tam bir Turk Mahallesi. Ben aslinda seviyorum yurt disindaki Turk Mahallelerini. Yol boyunca agzimizin sukari aka aka hedefimiz olan Gokyuzu Restaurant'a geldik. Kalabalik olmamiz nedeniyle bizi iceri alamayacaklarini soylediler. Restaurant'in girisinde uzun kuyruklar sozkonusu maalesef ve rezervasyon da almiyorlardi onceden. Allah'tan ben once aramistim ve telefondaki arkadas bana sizi disarida birakmayiz demisti. Elbette ben bu sozun uzerine giderek yarim saat sonrasina masa sozunu aldim. Restaurantin vitrinini cekecek halim kalmamis oldugunu su anda fotograflarima bakarken ancak anlamis oldum. Neyse iste size iyi bir neden gidip kendiniz tecrube etmek icin. Ben bu kadar zamani ayakta geciremeyecegim icin yan taraftaki Hala Restaurant'a gittim ve disarida bir cay icebilir miyim diye sordum. Beni buyur ettiler, cayimi ikram ettiler. Cok sagolsunlar sicacik misafirperverlik icin. Aklimda insallah bir sonraki gidisimde Hala'da yemek yiyecegim cunku onlarda da cok guzel yemekler vardi.... Bakalim ben nasil kilo vercegim.
Maalesef Gokyuzu Restaurant'ta biz bayanlar cocuklarla birlikte bir masada oturduk, beyler de ayri masada. Once ortaya soyle bir Lahmacun soyledik. Nilhan'cigim en sevdigi Mercimek Corbasina sadik kaldi. Lahmacun cok lezzetliydi ama benim icin kimyon biraz isi bozmus gibiydi, sanirim o tad kimyondu :), ama gene de lezzetlidi. Cocuklar icin de rahat bir yemek oldu ya hepsi cok acikmisti ya da gercekten yavrular Turk yemeklerini ozellikle de doneri seviyorlardi. Ha bu arada Nilsu'nun elindeki pideden minik minik koparip, annesinin corbasina banip banip yemesi de cok hosuma giden anlardan biri olmustur.
Lahmacunlari yedikten sonra soyle bir bakayim beyler neler yapiyor diye, keyifleri pek yerinde yanlarinda cekik bayanlar ve elbette bu gariplerin yardima ihtiyaci var kim yardim edecek elbette bizimkiler. Ben oradan hemen kaciyorum cunku Yavuz burada cok yiyecegiz diye habire sikayet ediyordu, kacmak sart.
Biz Sema ile birlikte bir yemek sectik ki evlere senlik. Iki-uc kisi icin deniyor menude ama bence bu dort kisilik falan. Bence bu tabaga bu kadar cok tavuk koymak yerine kuzu sis ve pirzolayi daha fazla koysalarmis daha iyi olurmus. Tavuk doner'in pek lezzetini alamadik. Ama gercekten kuzu sis ve pirzolalari muhtesemdi. Esra ve Lale sanirim en dogru tercihi veren kisi oldu masamizda sadece kuzu sis alarak, elbette yanlis hatirlamiyorsam hani kimsenin lokmalarini saymiyorum ama :)
Cok yedik cok.
Artik karnimiz doydu cocuklarin yavas yavas uykusu geldi, doyduk ama hala aklim tatlilarda ben fistikli baklavalardan Lale de sutlac'tan yana kullandi istegini ve tatlilarimiz da geldi sonunda. Uzun zamandir yedigim en guzel baklava idi. Hepsini yerim ama yememek icin etrafimdakileri kandirmaya calisiyorum bana yardim etsinler diye neyse yardim geldi :). Hesaplari odeyerek otelimize dogru yola ciktik. Yolda bir Turk markete vardik Esra vazgecilmezi biberlerden aldi, ama hepimizin ortak saldirdigi birsey vardi ki o da soda :).
Otele varir varmaz yatip uyumusuzdur herhalde, cocuklar kucak ister anne babalar yorgun, garibim Ibrahim'in beli agrir vs vs ama ne mi en onemlisi hepimiz cok mutluyduk ayrilirken birbirimizden otele geldigimizde.
Otel uzak muzak ama cok temiz ve cok konforlu. Rahat bir uyku cekeriz derken korkunc bir gurultu ile uyandim aman dedim ne oluyor, benim kadar derin uykudan uyandiran ne olabilirdi sizce :). Sagolsun yan oda cok atesliydi uykumun icine edildi :). Ertesi gun durum bildirimi yaparken aldigim yorumlar cok iyiydi.... Genc olmalilar ya da cocuklari yok demek ki :).
Bu sabahki programimizda Simit Dunyasi var kac gundur ruyalarimiza giren Simit Dunyasi. Yener ve Ibrahim valizlerini Euston tren istasyonuna birakip gelmek icin bizden ayrildilar.
Artik yola cikmaya hazirdik, disarida tatli bir yagmur baslamisti. Sirin mi sirin semsiyelerimizi actik hepimiz. Baksaniza sunlara ne tatlilar degil mi? Hayatimizin gokkusaklari :)
Bugun sansimiza Jubilee hattinin tam da bizim gidecegimiz kismi kapandigi icin gene yerin altinda epey bir seyehat etmek zorunda kaldik.
Simit Sarayi Bond Street tren istasyonunun icindeki West One Alis veris merkezinin icinde ve giris katinda. Iki ayri yeri var. Maalesef oturma yerleri cok kisitli, bu nedenle de biz simitleri Simit Sarayi'ndan alip icecekleri de Starbucks'tan alarak oturma islemini orada gerceklestirdik. Ayakta yenmiyor malum bu meret. Ben Islanakli Gul Boregi, Simit ve Pogaca aldim ve ucunu de afiyetle yedim. Cok lezzetliydi gercekten. Simit Sarayi'nda bizi rahatsiz eden Kahve Dunyasi'ndaki gibi kendi dilimizde anlasamamiz oldu. Pogaca istedigimi bir saatte zor anlattim mesela. Hic olmazsa arada birkac da Turk arkadas olsa bizlerle konusan super olur. Bu arada soylemeyi unuttum Piccadilly'de tam da Kahve Dunyasi'nin karsisina yeni bir Simit Sarayi acilmasi calismasi devam ediyor. Dileriz bir tane de Birmingham'da falan acilir da arada gider kahvalti yapariz. Simit Sarayi'nda yediklerimizi yedik daha sonra da bir dolu buzlukta dondurmak icin satin alip ciktik. Eeee gurbette olunca boyle. Siz Turkiye'deki arkadaslarim bu yazdikalrimi belki sacma bulabilirsiniz ama bunlar artik bizim sevinc kaynaklarimiz :).
Bu alis veris merkezinin bir kotu ozelligi var, maalesef tuvalet yok, yazimdan anladiginiz uzere ben tuvalete gayet duzenli giderim :). Neyse kostur kostur Debenhams'a gittik Sema ile sagolsun hepimize kolkanat gerer Semacigim. Debenhams'tan cikarken ekip geldi tamamlandik, Lale'ler oglanla gezemeyecekleri icin Cafe'de oturmak istediler tabii ben de. Uzun zamandir omuzlarimdaki agrilar yuzunden zaten cok yorgun oldugum icin maalesef cok fazla yuruyemez oldum. Hatta iki gun boyunca sagolsun Nilhan ve Esra cantami tasimama da yardim ettiler.
Debenhams'in Cafesinde sonuc olarak hepimiz oturma karari aldik, Nilhan ve Esra haric, onlar tren saatine kadar olan zamani alis veris yaparak kullandilar. Biz cocuklarla cok keyifli zaman gecirdik. Sema onlarin sira ile laptop'ta oynamalarini saglarken ben de Nilsu icin resimler yapmaya basladim iclerini boyasin diye.
Artik donus yolu basladi tren saatimiz geldi.....gene iki kez metroyq binerek Euston istasyonuna geldik. Cok ilginc birsey oldu trene bindikten sonra bizim bindigimiz vagonlarin ileride trenden ayrilacagini ve bizim oturdugumuz sehirlere gitmeyeceginiz ogrendik, apar topar on vagonlara dogru gitmeye basladik, grup darmadagin oldu ama gene de uzun uzak yerlerden birbirimizle sohbet etmeyi ihmal etmedik..Bu arada bu vagonlarin ayrilma islemini didikleyen Ceyhun, Yavuz, Yener ve Ibrahim olmazsa biz sanirim kendi havamizin guzelligindenkaliverecektik bir yerlerde.
Bu yazida tamamen yeme icme ve oy vermeye konsantre oldugumdan sokaktaki neseli gosterilerden, garip yaratiklarda hani dururlar ya fotograf cektirmek icin cesit cesit film kahramanlari gibi, ya da metro'da kendilerine ayrilmis ozel alanlarda muzik yapan muzisyenlerden bahsedemedim :). Ilk gruptaki fotografta bu ozel alandan ne kastediyorum anlarsiniz bakinca.
Londra'dan ayrildigimizda hala neden Ceyhun'un bizi taaaaaaa bu kadar uzaktaki bir otelde toplamasinin ardindaki sirri cozemedik.... Belki de cocuklara underground - metro egitimi vermek istedi kimbilir :).
Keyifle okumanizi diliyorum. Paylasin ki dostluklar cogalsin bana da sevk gelsin :).













































